Bir sabah gün doğarken kalkıp, pencereden dışarı baktığınızda gördüğnüzün bir halay perdesinden başka bir şey olmadığını anladığınızda her şey için beklide çok geç olacaktır. Bütün insanlar yaşamlarını kurdukları düzen üzerine yürütmeye uğrarışlar, bu düzenin en ciddi şekilde savunulması uğrunada ellerinden gelenin en iyisini yapmaya garyet ederler, İşlerinde başarılı olmaya, sevdiği kızla evlenmeye, onunla ömür sürmeye kararlıdırlar, bu yaşamlarında para biriktirmek, dünyada rahat hayat sürmelerini sağlayacak bir takım olanakları kendilerine hazırlamak türündende bir uğraş insanın en büyük meşguliyetlerindendir. Halbuki sabah şöyle çıplak gözle bir baktığınızda dağların taşların, ormanların, suların, nehirlerin, ve denizlerin bu hayat içerisinde bir araçtan başka bir şey olmadığını insanında yaşamını sürdürürken, yaptıkları bütün uğraşların yine ömürün tükenmesi için bir araç ve çabadan başka bir şey değildir. insanların yaşadıkları ve bazen kendilerini ölüme götürecek kadar bunalıma sürükleyen duygusal sendromların hepsinin bir kararsızlık üzerine yapıldığına inanmaktayım.

İnsanların gözle gördükleri zannettikleri bütün bu olağan veya olağan üstü görüntülerin hepsinin bir hayal perdesinden başka bir şey olmadığı, bu insanların ne kadar hayal görürse yaşama o kadar sıkı sıkıya bağlandıklarını görmekteyiz. İnsanların hayat içerisinde bu kadar ızdıraba sürükleyen sevgi, aşk, bağlılık, yapamamazlık, ayrılmamazlık gibi duyğularında, sonsuz şekilde süreceğini sanmak yine hayal kurmakla eşdeğerdir. İnsanın hayatan en önemli virajlarında kaybetmekten korktukları bir sevdiğini kaybetmesi süreci, bir süre sonra önce hatıralara sonrada, hayallere kadar uzayan bir yolculuğa çıkmaktadır. Belki unutulmaz ama, insan zaman denen mefhum yüzünden yaşadığı tüm güzel ve kötü

şeyleri unutmaktadır. Belki hayatın en büyük ayrıntısı burdur. Bu duygu olmasa tüm insanların yaşadıkları bu duygusal travmalar yüzünden normal bir hayat sürmelerine olanak kalmayacağından, dünya üzerinde normal bir insan kalmayacaktır. Öyle ise, insan hayatını nasıl bir düzen içerisinde sürdürmeliki yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen hayatında meydana gelen radikal değişiklikler yüzünden duyğusal sendromları yaşamamalı. Bu nedensellik üzerine çeşitli görüş ve düşünceler yüzyıllardan beri yazılıp çizilmiştir. Bunlara fazla bir şey eklemek, akan suyun yönünü değiştirmek gibi bir çaba olacaktır. Halbuki  yaşanan bu olumsuzluklara rağmen insan hayatının düzenli şekilde sürmesine yardım edecek bir takım mistik şekillerden bahsetmek gerekir. Öyleki, yaşamın en güzel çağı denen ve gençlik ve olgunluk dönemlerinde tüm bireylerin ruh hallerinin en zirve yaptıkları süreçleri kapsar, bu dönemlerde bireyin zihinsel fonksiyonları aktif olarak fazla hormon ürettiklerinden bu aktif pozizyonlarda birey dünyada kendisi için en önemli manevi değer taşıyan sevgi, aşk gibi dönemeçlerde daha rahat karar verirken, aklından çok duyğularını kullanır.

Bu düşünceler içerisindeki birey, yapmış olduğu hataları telafi etme düşüncelerini toplum dinamiklerinin tepkiselliği yüzünden belki erteleyebilir, fakat bir süre sonra, duygu patlamaları şeklinde kendini gösteren bir süreç sonrasında hayatını değiştirecek radikal kararları alırlar. Bu kararları almaları doğrumu veya yalnışmı üzerine fazla bir tartışmanın yürütülmesini doğru bulmuyorum. Bireyin vereceği kararlara saygu duyulması onun ruh sağlığı açısından olumlu olacaktır. Her birey özgür bir şeklide ne tür bir yaşam sürmesi konusunda kendi kararını verirken toplum dinamikleri içerisinde yeterli değteği almalıdır. Diğer yandan, insanın bütün hayatı bir hayalden ibaret olduğuna göre niye insanları zor durumda bırakıp ızdıraplar içerisinde bir yaşam sürmesine neden olalım. Her güzel şey, güzel başlayıp, güzel bitmeli, ölüm bile olsa....