Uzmanlardan Makaleler - http://www.emakale.com
Türk Turizminin Pazarlaması
http://www.emakale.com/articles/118/1/TArk-Turizminin-PazarlamasA/Sayfa1.html
Kerem Köker
Kocaeli, Eskisehir ve Istanbul da gecirdigi egitim hayatinin ardindan Italyanin Como sehrinde yüksek lisans egitimine devam ediyor..  
Yazan Kerem Köker
Yayın tarihi 08/5/2007
 
Bugün Turizm Bakanlığı'nın anasayfasında gördüğüm kadarıyla 2008 reklam ihalesini açmışlar. Bütünsellik her ne kadar çok önemliyse de bana kalırsa bu sene yerel butik ajanslarla anlaşılmaya...

Turizm Pazarlamasında Bütünsellik ve Süreklilik

Bugün turizm bakanlıgınin anasayfasinda gördügüm kadariyla 2008 reklam ihalesini acmıslar. Bütünsellik her ne kadar çok önemliyse de bana kalırsa bu sene yerel butik ajanslarla anlaşilmaya özen gösterilmeli, ayrica her bir proje ekibinde birer de ülkenin kültürüne diline hakim türk bulunursa bence bütçeler en verimli şekilde kullanılmakla kalmayacak, bütünsellik ve koordinasyon projelerdeki türkler tarafindan saglanırken yerel bilginin önemi de yadsinmamiş olacaktır. Size 2007 reklam bütçesinin israfiyla ilgili bir örnek sunmak istiyorum: Agustos ayina girilirken dolan milano billboardlari.

Kollarini açmış "T" harfiyle özdeşleşmiş çocuk ve kadınla "Turchia" yazilmiş olan reklam afişleri. Her ne kadar afişlerin kendileri de sorunlu olsa da bahsetmek istedigim şey yerel bilgi kısmı işin.

Italyanlar agustos ayini tatil ayi olarak görürler ve çok fazla şeyde çok planlı davranmasalar da tatillerini 2,3 hatta 4 ay öncesinden planlarlar. Dolayısıyla bu afişlerin sorunsuz oldugunu kabul etsek bile yayinlandiklari "sezon sonu" tarih itibariyle kötü bir elde kalmış ürünü satmanin son çabaları gibi gözüküyorlar. Kaldi ki sanirim kötü giden bir sezonun ürünleri gerçekten de bu reklamlar. Üstelik Italya da Türkiye’nin potansiyel müşteri sayisi da oldukça yüksek, hatta bir kere Türkiye’ye getirilebilen Italyanlar hayatlari boyunca en az 5 defa tatil tercihlerinde Türkiye’ye yer veriyorlar. Bugünlerde Türkiye’ye dair kafalarına en çok takılan konu Türkiye’nin güvenligi konusu. Onlara bu afişler yerine bilgilendirici editoryal reklamlarla güvenlikten dem vuran bir reklam politikasiyla yaklaşilsa bana kalırsa çok daha yüksek verim alinabilinir. Italya ya dair başka bir sorunda Türkiye’nin, turizm acentelerinde çok fazla promosyonunun olmaması. Yani dagitim kanalında da oldukça büyük bir problem var. Bence teşviklerle bu dagitim kanalı sorununun giderilmesi gerekiyor. Bir başka sorun; sanırım bu konu tüm Avrupayla ilgili, bizim avrupadaki göçmenlerimizin ülkemizin turizm kapasitesine, önemli turistik lokasyonlara dair yetersiz bilgisi. Bildiginiz gibi avrupada milyonlarca yurttaşımız ister istemez hergün karşılaştıgı insanlara gönüllü elçilik yapıyorlar.Tabii ki bu elçiliğin niteliği konuya dair yetkinlikleriyle negatif ya da pozitif tarafta yer alıyor. Ve ne yazık ki turizm işinde reklamın iyisi kötüsü oluyor...

Dolayısıyla öncelikle hergün agızdan agıza reklam yapan milyonlarca göçmenimiz bir şekilde bilgilendirilmeli, mümkünse yerinde bilgilendirilmeli ki negatif reklamlar azalsın. Sonrasinda bana kalırsa küçük büyük her ülkeye sanki Türkiye ilk defa pazara çıkıyormuşcasına reklamlarla girilmeli. Her ülkeye ayni anda girmekte gerekmiyor. Ama pazarlamanin en önemli ilkesi olan süreklilik unutulmadan girilmeli. Ve mutlaka gerilla reklam tekniklerinin ülke imajını düzeltmek için kullanılmasi gerekiyor. Ülke imajından sonraki en önemli konu şüphesiz lokasyon imajı. Benim yerinde gördügüm kadarıyla avrupalının türkiye’ye dair bildigi şehirler bir elin parmakları sayisina yaklaşmıyorlar bile. Potansiyeli yüksek olan şehirlerimize öncelik verilerek her biri farklı ve özel yanlarıyla tanitilmalılar. Bakın mesela ben 86000 nüfuslu Como şehrinde yaşıyorum, ve Avrupa da Como adini bilmeyen kimseyi görmedim. Gölüyle eşleştirilmiş, Hollywood yıldızlarıyla eşleştirilmiş bu şehirden çok daha güzel kasabalarımız bile var bizim. Yeter ki kendilerini iyi anlatabilsinler, farklı ve özel lokasyonlar için para harcamaya hazir yüz milyonlarca insan o kasabaların yeniden dogusunu bekliyorlar. Sonra nasil yapılır bu saatten sonra bilmiyorum ama şehirlerimiz yerel görüntülere kavuşmali. Benim Avrupa’nın turizm anlayışına dair gezdigim tüm şehirlerde edindigim izlenim kendi kimliklerine baglı şehirleri tercih ettikleriydi. Örnegin Paris, tüm dünyada milliyetçiligi, insanlarının turistlere kabalıgıyla anılan şehir milyonlarca turist cekiyor her sene ve şehirdeki ingilizce konuşanları, ingilizce menüleri, ingilizce tabelaları sayabilirsiniz bir çırpıda.

Çünkü bir turist gözüyle başka bir ülkeye gitmeye çalışmanın tek çekici yani var. O da gidilecek yerin "BAŞKA" olması. Eger başka degilseniz en fazla dinlence tercihi olabilirsiniz. Dolayısıyla da para yine "BAŞKA" olanlara gitmeye devam eder hak ettikleri için. Sonra "lateral marketing" bana kalırsa bizim ülkemizin dünya promiyeri için en kolay ve önemli adımi olarak kullanilabilir. Sadece Avrupa da yüzlerce Türk hizmet sektöründe işyeri sahibi. Döner, pizza, farklı gida restoranları, oteller, perakende magazaları. Gücü uzaklarda aramanin  bir anlamı yok gercekten. Bugün sadece Berlin de 4.5 milyon porsiyon/gün den daha fazla döner satiliyor. Yani sadece bir gün bu dönerlerin kagitlarinda ülke reklamlarimiz olsa.Zaten insanların sevdikleri dönerle eşleşen ülke de sevilecektir tabii ki. Ya da Türkler üstünden dagitilan pizzalarin kutuları, baklava kaseleri, tüm bu restoranların içleri…Insanlar yemek yerken en huzurlu anlarını yaşarlar, bu lezzetlere gelenler daha büyük lezzetler için davet edilirse mutlaka bu daveti geri çevirmeyeceklerdir.

Sonra mutlaka gerilla pazarlama yöntemlerini ülke ya da yöre bazında degerlendirmemiz gerekiyor. Yemek fuarları mesela, patatesten başka yemek bilmeyen ülkeler var bu kıtada. Yurt dışına çıkan gezgin ya da ögrenci gençler mesela.Giydirelim onları Türkiye armalı kıyafetlerle, zevkle taşıyacaklardir üstlerinde bu kıyafetleri. Ellerine de mesela bedava yemek kuponları verin tanıştıkları insanlarla paylaşmaları için. Ya da ne bileyim birer nazar boncugu birer bilgilendirme kartına iliştirilmiş. Hepimiz hediye vermeyi seviyoruz. Davet edelim gelecegin bol paralı turistlerini şimdiden ülkemize.

Son olarak "Experience Marketing" silahini kullanalım. Bırakalım birileri Türkiye keyfini ücretsiz yaşasın. Önce promote edebilecek gazeteciler mesela, sonra mesela üniversitelerin ya da sosyal kurumların ögrenci, dernek başkanları. Bir iki kere ücretsiz yer temin edelim mesela büyük uluslararası ögrenci gençlik toplantilarına. Gelsinler bir denesinler, mutlaka eşleri dostları da gelecekler. Sonra sanatımızı tanıtalım tüm harikalarıyla onlara. Vize prosedürlerimizi karşılıklı olarak yumuşatalım tüm ülkelerle. Birkaç önemli dügüne ev sahipliği yapalım. Dünya Gençlik Festivali gibi organizasyonlara ev sahipligi yapalım. Deneyimin önemini yadsımayalım. Ve mutlaka dagitim, ulaşım kanallarini güçlendirelim. Gerekirse zorla budget şirketlere ekstra seferler koyduralım Örnegin bir lokasyondan Antalya’ya ucan bir şirket farklı bir ülkeden de ayni fiyat seviyesinde Istanbul’a uçuş yaparsa vergi almayalım. Ya da ucagın yarisini her zaman satin alalım. Kısacasi yöntem çok. Ancak bütünsellik, yerellik, süreklilik, koordinasyon ve kalite çok önemli. Mevsimselligi ortadan kaldırıp yaz kış satabiliriz bu ülkeyi. Gelin artık bu ülkeyi bir şirketin ürünü gibi, bir ünlü gibi pazarlayalım hep birlikte. Ve mutlaka fiyatlarimizi arttiralim, ayıplı mal misali fiyatlarımız düşüyorsa kapasite fazlamiz var demektir. Bu durumla acilen ilgilenilsin ve gelen turistin pişman dönecegi tüm işletmeler mühürlensin. Ülkemizin hizmet sektöründeki kalitesi aslinda dünyanın hiçbir yerinde yok, yeter ki iyi denetlensin, dünyanin incisi olmaya aday yüzlerce koyumuz, yüzlerce kasabamız, şehrimiz var...

Turizmin yüzünü bütünsel ve sürekli bir pazarlama metoduyla güldürebiliriz kisacasi, hem böylece reklama ayrilan para da boşa gitmemiş olur belki…

Kerem KOKER