Çocukların hayat içinde alacakları rollerin kendiler tarafından özümsenmesi konsundaki dengesizliklerin ve tutarsız davranışların, toplum cephesi içerisinde göreceği tepkilerin iyi analiz edilmesi konusunda oluşan karşı cepheler ve yalnış davranışlar. Her birey mutlak bir cocukluk geçirir, bu sürecin sonucunda birey, ergenlik denilen ve toplum içinde delikanlılık denilen süreç içerisinde yapmış olduğu davranışların kendilerine biçilen rollerle pek uyuşmaması üzerine oluşan tepkilerin o bireyin hayat süreci içerisinde kendisinde oluşacak travmaların bundan sonraki hayatı içerisindeki etkilerini iyi analiz etmek gereklidir.

Gelişme çağındaki birey toplumsal reflekslerini zaman içerisinde tutarlı hale getirebileceği halde, toplum dinamikleri bu bireyin bir yetişkin gibi davranmasını ister. Bu istek ve arzular çocukluktan ergenliğe geçen bireyde bazı davranış bozuklukları oluşturabilir. Bu nedenleki bireysel bazda özellikle anne ve babaların ilk önce kendilerinin iyi yetişmiş bir birey olarak toplum içinde bu süreci yaşayacak çocuğa örnek olmaları ve çocuğa yönelecek bu tür baskıları göğüslemeleri gereklidir. Bunun yanında çocuğun eğitim gördüğü yerde bazı sosyal davranış şekillerini yerinde öğrenmesi ve özümsenmesi konusunda o kurum içinde görev yapan sorumlularada büyük görevler düşmektedir. Bu kurun içerisinde görev yapan bireyler, çocuğa sadece kitapları ezberletmek değil, onun hem duyğusal, hemde fiziksel olarak iyi yetiştirilmesi konusunda aile ile işbirliği yaparak, en iyi şekilde yetişmesini sağlamak zorundadır. Kaybedilen her çocuk gelecek içinde toplum için bir sorun oluşturacağından kurumsal olarak eğitimin önemi ön plana çıkmaktadır.

Eğitimini tamamlamamış bireyler, çocukluktan ergenliğe geçiç sürecinde yaşidıkları duyğusal travmaların ailesi ve çevresi tarafından yeterince anlaşılmaması sonucunda o çocuk toplum dışı davranışlara yönelecek, ailesinde ve çevresinde bulamıyacağı bir takım idoları girmek istediği çete veya grup içinde aramaya başlayacaktır. Girdiği bu tür oluşumlar içinde kendisine önemli bir rol biçilen bu çocuk toplum için büyük tehlikelerin odağı haline zaman süreci içiresinde gelecektir. Bu tür bir sonun olmaması için, yetişme çağındakki çocukları mutlak surette toplum içinde bir rol verilmesi gereklidir. Onun horlanan, dışlanan, itilip kakılan bir birey olarak görmek yerine, onun sevildiği, duyğularının okşandığı, alidığı kararları yermek yerine, ona seviyeli bir dille anlatmak ve kendi düşündükleri ile söylenen arasındaki mukayeseyi kendisine bırakarıp yeni karar almasına yardımcı olmak gereklidir. Her zaman söylenen fakat bir türlü hayata geçirilmeyen çocuk yetiştirmek aileden başlar felsefesine uyğun olarak, çocuk yetiştirecek bireylerin önce yetiştirilmesi gereklidir.

Aşırı kollamacı veya sadece paraya boğarak sevgiden ve saygıdan uzak bir çocuk yetiştirmek genelde olumsuz sonuçlar verdiği muhakktır. Bu nedenle ailelerin çocuk yetiştirirken çevre, okul ve devlet kurumları ile çok sıkı dialoğ halinde bulunmaları doğru bir davranış kalıbı olacaktır. Her bireyin zeka seviyesi bir değildir. Bu nedenle her çocuğun üniversiteyi kazanma olanağı yoktur. Bu nedenle bütün cocukların üniversite kapısına dayanmalarırın önlenmesi üzerine bir takım projele üretilmesi gerekir. Bu bireyin çocukluktan gençliğe geçerken geçirdiği evlelerde aile ve okul arasında gelişen bir süreci kapsar. Bu süreç içinde çocuğun neye yatkın olduğu bilimsel olarak tarif edilmesi ve bu bilginin ailesi ile paylaşılarak bu bireyin bir mesleğe yönlendirilmesi veya daha

üst seviyede bir okula gönderilmesi ile giderilebilecek bir sonuç olarak görülür. Aileler benim çocuğum geri zekalımı türünden bir yaklaşımdan ancak, bireyin tüm gelişiminin doğru ve bilimsel kriterler ile takip edilmesi sonucundan bu karar alınmalıdır.

Üniversitelerin bir elit tabaka çocuklarının okuduğu bir okul haline getirilmesi toplum içinde bir takım sorunları ve toplumsal kışkırtmaları beraberinde getirir. Bu doğru bir davranış değildir. Bu yüzden Zengin veya fakir ayırmadan her birey aynı süreçlerden geçmelidir. Kimilerinin özel kolejlerde, kimilerin devlet okullarında, kimilerinin yabancı okullarda okduğu ve fırsat eşitliğinin olmadığı bir sistem içerisinde yeknesaklık sağlamak oldukça güç görülmektedir. Özel kolejlerde günde en iyi şekilde fiziksel ve ruhsal ihtiyaçları karşılanan öğrenci ile, fakir semtlerinde veya virane kalmış köylerde zor şartlar altında okuyan öğrenciler arasında aynı şekilde bir yarış yapılması sistem ruhuna uyğun olsa bile hiç bir zaman adil bir sonuç değildir. Bu yüzden ülkedeki bölgeler ve hatta insanlar arasındaki farkların asgari düzeye indirilmesi, kurulacak devlet okullarının çağın gereklerine uyğun olarak donatılması ve burada eşit şartlarda tüm öğrencilerin eğitim görmelerinin sağlanması aynı zamanda adaletin sağlanmasınıda oluşturacaktır.

Toplumsal hoşnutsuzlukarın ana nedenlerinden bir tanesini oluşturan bireyler arasındaki bu adil olmayan hayat standart farkları yetişen bireyde bazı hazımsızlıklara neden olmakta, bu birey zamanla yaşam içerisinde tüm umudunu kaybettiği anda, devlete ve sisteme düşman kesilmektedir. Bunun önlenmesine yönelik olarak yürütülen çalışmalar belli bir seviyeye gelse bile buğün için avrupa standartlarının çok altında bir durum arzetmektedir. Çocukların yetişkinliğe geçiş yaptığı özellikle üniversite çağındaki bazı olumsuz göstergeler bireyleri yasadışı bazı oluşumlara yönlendirmektedir. Özellikle yasa dışı örgütlerin hedef kitlesi olan, fakir öğrencilerin büyük şehirlerde gördükleri diğer yaşam biçimi nedeni ile kendisinde eksiklikler görmekte, bunun nedenlerini sorgulaidığında gelir adaletinin olmamasına ve sistemin buna uygun bir yapı içerisinde bulunmadığından dolayı, kendisinin bu süreci yaşamak zorunda kaldığını düşündüğünde, toplum için aykırı davranışlar göstermeye başlayan bir birey haline gelebilmektedir.

Özellikle öğrenci olaylarının olduğu geçmiş süreçleri hatırlar isek, bu süreçin tekrar yaşanmaması, bu ikilemin mutlak surette ortadan kaldırılması ile mümkün olacaktır.  Kimse para ile akıl satın alamıyacağına göre, parası olan Üniversite okuyacak, olmayanın,  akıllı bile olsa, sistem tarafından pasifize edilecek şeklindeki bir anlayış hiç bir zaman geçerli olmamalıdır. Tehlike henüz geçmiş değil, sadece ötelenmiştir. Sosyal dengelerin adil şekilde kurulduğu toplumlarda, devlet bol keseden fakirlere para dağıtmakla, yiyecek, veya yakacak dağıtmakla adaleti sağlayamaz. Adalet ancak adil gelir dağılımı, eşit eğitim, sağlık, ve her türlü hizmetin kişilerin soyadlarına göre değil insan olmasına göre verildiği bir düzende mümkün olabilir.

Gençlere sahip olmak geleceğe sahip olmak manasına geldiğinden, istisnasız tüm gençlerin en iyi eğitimden geçirilmesi ve bunun devlet tarafından yerine getirildiği, bütün gençlerin en azından bir önlisans diplomasına sahip bireyler haline getirilip, bir işe yerleştirildikleri bir düzende mutluluk ve huzur olabilir. Aksi halde ayrımcılık, sen bencilik, kayırmacılık, hulufe dağıtır gibi, yandaşlara ihale vermek, devlet kadrolarındaki personele siyasi baskı uygulayıp pasif hale getirmek, veya kendilerinden olmaya zorlamak gibi yanlış davranış şekilleri nedeni ile toplum içinde oluşması muhtemel kargaşaların yok edilmesi gereklidir. Bu yüzden gençliğin eğitimi ve öğretimi her şeyden daha önemlidir. sağlıklı bir nesil ancak sağlıklı bir gençliğin oluşturulması ile mümkün olacaktır.