Aşk gerçekte tek gözükür. Aynı aşkı her çeşide uyarlamak kişinin görüşünde fakat yanlış bir yoldur. Aşk gerçekte ise iki çeşite ayrılmaktadır. Birincisi, gerçeği ve asili "Aşk-ı İlahi"dir. İkincisi, dünyalık perdesi ve nefsi dünyaya bağlayıp, kabartmaya yarayan "Aşk-ı Nefsani"dir.
Uzunca bir düşüncenin ardından aşkın olmadığı konusunda kanıya vardığımı düşünerek bunun üzerine maddeler oluşturmaya başlamıştım. Genç yaşıma rağmen karşı cinse ilgim azaldı ve bunu düşmanlığa, sinir harabına kadar götürüyordum. Maddelerim net ve kısa cümlelerden oluşuyordu:
1. Aşk yoktur.
2. Aşkın olduğu düşünüldüğü yerde bile aşk yoktur.
3. Aşk karşı cinse karşı arzudan, elde etme hırsından, yarıştan, intikamdan, çıkış yolu aramaktan başka bir şey ifade etmez.
4. Aşk erkeklerde vücut hatlarının, kadınlarda mülkiyet sahipliğinin, erkeklerde cinsel dürtünün, kadınlarda hırsın neticesinde adına aşk konularak oluşturulmuş bir dürtüdür.(Kişiye göre sayılan özellikler çeşitli dallara ayrılabilir.)
5. Aşk bir süre sonra ölmez. Ölen, elde etme arzusudur. Çünkü karşı taraf ele geçirilmiş, bunun neticesinde ihtiyaç gözüken şeyler kazanılmış, üzerinde mücadele potansiyeli kalkmış bir karşı cins bulunmaktadır.
6. Aşk ölümü tabir edilen mevzu sonucunda kişilerin düşünceleri başka şeylerle nasıl uğraştıklarına dair iki yola ayrılır. Ya işe yoğunlaşılır ya da kişiler arasındaki geçimsizlik ayrılığa sürükler.

Aşk-ı Nefsani'nin tanımını yaparsak eğer yukarıdaki maddeler dışında basit bir açıklamayla, kişilerin hayallerine giden en kısa yolu sunan kişiyi elde etme çabasıdır. Sonucunda hiç bir şey elde edilemez çünkü kişi dünyalık olarak hep daha fazlasını istemektedir. Kişinin gözüne perdedir ve genellikle ihtiraslar doğrultusunda kendilerini kontrolde zorlanan ya da kendilerini kandırmaya çalışan kişiler tarafından sapkınlığa(özgür hayat), yanlış yola(özel hayat), pişmanlıklara(rahat hayat) sürüklemektedir.

Bunun olmaması için ne yapılabilir?
İkinci bir yol vardır. Aşk-ı İlahi...
Bu aşka ulaşabilmek kişiden kişiye değişmektedir. Kimisinin ayağına kadar gelirken, kimisi yollara düşüp yıllarca aramaktadır, kimisi ise bundan hiç bir zaman nasiplenememektedir. Bu aşka ulaşabilmek için ilk olarak "Aşk-ı Nefsane"yi
başarıyla geçmek. Bunun ilerisini arayan bünyeye bu yolu göstermektir. Bu aşk hiç bir zaman bitmemektedir. Kişi hiç bir zaman yalnız bırakılmadan yalnız yaşabilmekte, sıkıntıya düşmeden sıkıntıları atlatmakta, zorda kalmadan güçlükleri aşmaktadır. Bu aşka kapılan kişiler asla doymazlar ve bunun yanı sıra ulaşamadıkları arzularına kavuşabilmek için, elde edemediklerini elde etmek için, peşinde koştukları aşkın bir adım uzakta fakat binlerce adım uzakta olduğunu görmeleri bu kişileri hem doyurmakta hem de daha fazlasını istetmektedir. Bu nedenle hem bu aşkın gereği olan hayata saygıyı aşılamakta, hem ilahi kudrete bağlanmayı güçlendirmekte, hem de bütün işlerin doğru olmasını, dara sıkıntıya girmemeyi göstermektedir.

Aşk-ı İlahi anlatılamayacak kadar duygusal bir durumdur. Kişileri her zaman ilk bakışta deliye benzemektedirler. Delilik perdenin onlara kalkıp onlarla insanlar arasına girmesinin neticesindedir. Kimi zaman her gün oruç tutup beş vakit namazını kılanda, kimi zaman içkisiz masaya oturmayanda gözükür. "Tanrıyla arama ne girersin." sözünden de anlaşılacağı gibi bu aşkı görmek için iki gözden fazlası gerekmekte fakat huzura erip hayatı ve ölümü sevmek güzel yaşamak içinse bu aşk gerekmektedir.

Aşk-ı Nefsane bu yola gidebilen yollardan birisidir. Sınav doludur. Bir parçası kalabilir insanın, bunun neticesinde ise Aşk-ı İlahi'ye kavuşamayabilir. Bu nedenledir ki bir çoğu yarı yolda kalmıştır. Bu sevdaya en güzel örnek Mecnun'dan gelmiştir. Somutu aşıp soyuta geçen bir aşk, delilik gözlerinden akıp yüzünden bellidir. Fakat içindeki ışık etrafındaki herkesi kör etmektedir.

Kişiler aldanmaktadırlar. Yıllar sonra dönüp aşkımız öldü artık aynı evde bir aileyiz demektedir. Aşkları söndüğü için üzülüp arayışlarına devam etmektedirler. Gidebilecekleri tek noktayı öğrenen bir çift ise asla ve asla arkasına bakmaz birlikte aynı noktaya olan aşkıyla birbirlerine bağlanır, saygıda kusur etmez, birbirlerine aynı güzel yolda görüp birbirlerinden daha değerli daha yüksek makama ulaştıklarını görüp birbirlerine daha çok bağlanırlar.

Sevgi, saygı kavramları tek başlarına bir hiçtirler. Bütün güzel şeyler tek bir nokta birleştikleri zaman öyle güçlü bir zehir verirler ki bu zehri içen bu yoldan asla geri dönemez, zehrin tadını alan bu zehri asla bırakmak istemez. Bu zehir ki insanı insanlıktan çıkaran, en güzel duygularla dolduran, etrafına güzel ışıklar saçan, etrafındakileri mutlu ettikçe mutluluk enerjilerini kendi emerek daha bir mutlu olan kişi yapar.