- AnaSayfa
- Kadınlara Özel
- 2007'de Kadın Olmak
- AnaSayfa
- Haberler ve Toplum
- 2007'de Kadın Olmak
2007'de Kadın Olmak
- Yazan Ceren Altıparmak
- Yayın Tarihi 06/8/2007
- Kadınlara Özel , İlişkiler , Haberler ve Toplum
-
Değerlendirme:




Ceren Altıparmak
27 Mart 1975 Bursa doğumluyum. Marmara Universitesi İktisat bolumu mezunuyum. Sırasıyla; Phillip Morris, Nagel Gmbh., Dışbank A.Ş. ve Pharmasante A.Ş.'de ,satış ve pazarlama alanında kariyerimi geliştirdim. Halihazırda BAM YAYINCILIK firmasında pazarlama&reklam muduru olarak gorev yapmaktayım. BAM YAYINCILIK "Dış Sayfa" isimli bir dış politika analiz dergisi yayımlamaktadır.
Ceren Altıparmak tarafından yazılmış tüm makaleler
İnsan olmak tüketim hükümlü bu dünyada bir mahkumiyet.
Kadın olmak ise her daim bir meydan muhaberesine arz-ı endam edecekmiş gibi silahlarını kuşanıp yaşamak demek.
Kadın olmak; bir hayat biçebilmek kendine, bütün yaşam elbiselerinden yamalarla, yepyeni bir giysi dikebilmek ve gururla giyebilmek demek.
Geçmiş kültürlerin izlerini yaşatarak biçimlemeye uğraşan; tek gayesi yaşayan bir birey, çağdaş bir eş ve anne olmak olan kadın, ne yazık ki 2007’nin Avrupalı Türkiye’sinde var olma mücadelesi veriyor halen.
Kültüre ve geleneklere bağlı olarak farklılık gösteriyor kadına yönelik yaptırımlar.
Arzu ettiği eğitimi alamamış ve kadınlık konumunu süregelmiş geleneksel biçimleriyle yaşayan kadın, kaderine razı görünüyor ancak o da hakettiği sosyal yaşam koşullarını bekliyor.
Yapılan istatistikler bu kadınlara yönelik şiddetin boyutunu gözler önüne seriyor.
Büyük kentlerde, eğitimli kesimde, kadın; bir direnişle kazanabiliyor kimliğini lakin toplum tarafından içtenlikle destek görmüyor.
Hatta eğitim düzeyi üniversite olan kadınların maruz kaldıkları fiziksel ve psikolojik şiddet trajik rakamlarda seyretmekte.
Gelişmekte olan bütün ülkelerde, toplumların yönlendirdiği şekillerle kadınlar, kimlik edinebiliyor, fikirlerini söyleyebiliyor, iş, sosyal ve aile yaşamında anlam kazanabiliyorlar.
Büyük kentlerde; kadından hep bir seçim sanki beklenen.
Eş ve anne olmak yada kariyer sahibi olmak.
Çevremizdeki yaşamlara bakacak olursak; kariyerleri ivme kazanan kadınlardan yana pek oy kullanmıyor toplum.
Bazen sürdürülemeyen evlilikler bile kadınların kariyer planlarıyla ilişkilendirilebiliyor.
Oysa ki kadınlar bütün sosyal kimliklerini birbirine karıştırmadan yaşayabiliyorlar.
Kadına yönelik son yıllarda yapılan reformların kadın-erkek yüzeysel ilişkilerinde ve kadın imajlı çalışmayı rant gören iş yaşamı sınırlarında kaldığına tanıklık ediyoruz..
Kadın-erkek ilişkisindeki reform, hem sosyal hayatta ve ticari iş yaşamında kadını prim sağlayacak imajla konumlandırabiliyor.
Bu da beraberinde toplumsal yozlaşmayı getiriyor.
Hayat arenasında kadınlara tanınan fırsatları, çocuklarımıza heveslerini kırmamak adına lütfettiğimiz, gülerek arka plandan izlediğimiz küçük oyunlar gibi görüyorum bazen.
Kariyerinde şans tanınan -nasıl olsa başaramayacak denilen-, kendi ayakları üzerinde duruyor diye alkışlanan ama adım atarsa vazgeçirilmeye çalışılan yine kadın.
Namusu beynine emanet edilen ama bulunulabilen ilk fırsatta namusunun bekçiliği üstlenilen gururuna ve hatta canına kastedilen yine kadın.
Türkiye’de kadınlar 1934 yılında seçme ve seçilme hakkına sahip oldular.
73 yıl sonra; varlığıyla toplumu yücelten kadınlar, ne yaşam basamaklarında, ne eğitimde, ne siyasi platformda hakkettiği yerde değil ne yazık ki.
2007’de kadınlar; iradesi hür ülkesinde düşüncelerini ve duygularını ifade edebilen, sosyal yaşamda etkin bir birey ve onu özel kılan doğasıyla iyi bir yaşam partneri ve anne olmak istiyor.
Çok şey mi istiyor?
Kadın olmak ise her daim bir meydan muhaberesine arz-ı endam edecekmiş gibi silahlarını kuşanıp yaşamak demek.
Kadın olmak; bir hayat biçebilmek kendine, bütün yaşam elbiselerinden yamalarla, yepyeni bir giysi dikebilmek ve gururla giyebilmek demek.
Geçmiş kültürlerin izlerini yaşatarak biçimlemeye uğraşan; tek gayesi yaşayan bir birey, çağdaş bir eş ve anne olmak olan kadın, ne yazık ki 2007’nin Avrupalı Türkiye’sinde var olma mücadelesi veriyor halen.
Kültüre ve geleneklere bağlı olarak farklılık gösteriyor kadına yönelik yaptırımlar.
Arzu ettiği eğitimi alamamış ve kadınlık konumunu süregelmiş geleneksel biçimleriyle yaşayan kadın, kaderine razı görünüyor ancak o da hakettiği sosyal yaşam koşullarını bekliyor.
Yapılan istatistikler bu kadınlara yönelik şiddetin boyutunu gözler önüne seriyor.
Büyük kentlerde, eğitimli kesimde, kadın; bir direnişle kazanabiliyor kimliğini lakin toplum tarafından içtenlikle destek görmüyor.
Hatta eğitim düzeyi üniversite olan kadınların maruz kaldıkları fiziksel ve psikolojik şiddet trajik rakamlarda seyretmekte.
Gelişmekte olan bütün ülkelerde, toplumların yönlendirdiği şekillerle kadınlar, kimlik edinebiliyor, fikirlerini söyleyebiliyor, iş, sosyal ve aile yaşamında anlam kazanabiliyorlar.
Büyük kentlerde; kadından hep bir seçim sanki beklenen.
Eş ve anne olmak yada kariyer sahibi olmak.
Çevremizdeki yaşamlara bakacak olursak; kariyerleri ivme kazanan kadınlardan yana pek oy kullanmıyor toplum.
Bazen sürdürülemeyen evlilikler bile kadınların kariyer planlarıyla ilişkilendirilebiliyor.
Oysa ki kadınlar bütün sosyal kimliklerini birbirine karıştırmadan yaşayabiliyorlar.
Kadına yönelik son yıllarda yapılan reformların kadın-erkek yüzeysel ilişkilerinde ve kadın imajlı çalışmayı rant gören iş yaşamı sınırlarında kaldığına tanıklık ediyoruz..
Kadın-erkek ilişkisindeki reform, hem sosyal hayatta ve ticari iş yaşamında kadını prim sağlayacak imajla konumlandırabiliyor.
Bu da beraberinde toplumsal yozlaşmayı getiriyor.
Hayat arenasında kadınlara tanınan fırsatları, çocuklarımıza heveslerini kırmamak adına lütfettiğimiz, gülerek arka plandan izlediğimiz küçük oyunlar gibi görüyorum bazen.
Kariyerinde şans tanınan -nasıl olsa başaramayacak denilen-, kendi ayakları üzerinde duruyor diye alkışlanan ama adım atarsa vazgeçirilmeye çalışılan yine kadın.
Namusu beynine emanet edilen ama bulunulabilen ilk fırsatta namusunun bekçiliği üstlenilen gururuna ve hatta canına kastedilen yine kadın.
Türkiye’de kadınlar 1934 yılında seçme ve seçilme hakkına sahip oldular.
73 yıl sonra; varlığıyla toplumu yücelten kadınlar, ne yaşam basamaklarında, ne eğitimde, ne siyasi platformda hakkettiği yerde değil ne yazık ki.
2007’de kadınlar; iradesi hür ülkesinde düşüncelerini ve duygularını ifade edebilen, sosyal yaşamda etkin bir birey ve onu özel kılan doğasıyla iyi bir yaşam partneri ve anne olmak istiyor.
Çok şey mi istiyor?
